6 Eylül 2018 Perşembe

Koko, benim kanayan yaram..

Koko💙
Hayalimdi hasretim oldu.

O kadar çok kedi almak istiyordum ki resmen gözüm dönmüştü. Deli gibi internetteki sahiplendirme ilanlarına bakıyordum. Sonra birgün onu gördüm. Evimize çok yakın bir yerde ve yuva arıyor. Hemen telefon ettim 'biz onu sahiplendirdik' cevabını aldım. Öyle çok üzüldüm ki anlatamam. Sonra telefondaki kadın başka bir yavru olduğunu söyledi gönülsüzce olur, yarın gelirim almaya dedim. Ama resmen perişan oldum çünkü o beyaz kediyi çok sevmiştim. Ertesi gün sabah kadın aradı beni. Beyaz kediyi verecekleri kadınla ilgili bir sorun çıktığını ve o kediyi bana vereceğini söyledi. Öyle çok sevindim ki zaman geçmek bilmedi bir türlü. Çocukları okuldan aldığım gibi kayınvalideme bıraktım ve doğruca kedinin yanına gittim. Sakin,uysal,pofuduk, masum bir kuzuydu.. Sokaktaydı.. Annesi vardı ama artık sütten kesilme zamanı gelmişti.. 2,5 aylıktı.. ve 2017 nin kasım ayıydı.. üzerindeki pirelere aldırış etmeden almıştım kucağıma, öyle bir sarıldım ki sanırsınız bir daha hiç bırakmayacağım.. Evet o bir hayvan, sadece bir hayvan. Hani şu hakaret olarak kullandığımız iki heceli bir kelime olan.. Aldım onu bağrıma bastım çünkü aslında bir çok insandan daha insan.. Veterine gittik, yıkandı pirelerinden arındı, aşılandı. Ve artık birlikte huzurla yaşayacağımız evimize geldi. Yani ben öyle sanıyordum. Eve geldikten 25 gün sonra fip teşhisi koyuldu ve ondan 20 gün sonra yani Koko 4 aylıkken maalesef öldü. Ölüm gerçekten çok zor.. Hep kendimi suçladım. Belki annesinden ayırmasaydım, belki şöyle yapsaydım, belki böyle yapsaydım.. Ama belkilerle/keşkelerle/dövünmekle hiçbir şey değişmiyor. Değişmedi de zaten. İçime bir hüzün oturdu. Sanırım kalbimin bir tarafi derin bir yasa boğuldu, sanırım gülen yerlerim soldu, sanırım ömrümden bir miktar yıl akıp gitti..

Koko, benim güzel bakışlı kızım. Koko, benim hüzünlü yanım..

Ondan sonra asla eve kedi almam dedim. Çünkü yoklukları çok yakıyor insanın canını. Ama işte tam da bu yüzden, yokluğu yakmasın diye canımı yeni bir kedi sahiplendim. Tam altı ay sonra. Onun yerine değil.. Nasıl olur ki onun gibi.. Ama evde kedi mırıltısını bilenler o sesi hep ararlar..

Koko, benim kanayan yaram
Sense yarama pansuman..

Karamel


31 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Kedim Bile Yok..

Sanırım hiç bu kadar kedi istediğim bir dönemim olmamıştı. Bu işin mimarı yakın zamanda geçici yuva olduğumuz minik yaramazdır.


Aslında uzun zamandır kedi istiyordum ama hem evde kuş ve balığımızın olması hemde çocukların alerjisi beni ciddi oranda engelliyordu.
Ta ki bir kaç hafta öncesine kadar..
Küçük kaynım iki haftalığına bakmak için eve bir kedi getirmiş, daha çok küçüktü, bir aylık ve kendisi de çalıştığı için kedicik evde yalnız kalacaktı. Kıyamadım, ben aldım. Biraz büyüyene kadar kalsın dedim.



Siz böyle masum göründüğüne bakmayın ne yaramazdı o. Kol ve bacaklarımda bıraktığı tırmık izleri hala geçmedi.
Kucakta uyumayı hiç sevmezdi ve kendini sevdirmeyi de.
Varsa yoksa saldırsın. 😊
Sonra bize geleli daha iki hafta olmadan yuva bulundu ve gitti. Çok üzüldüm..
Çünkü onun varlığı bana huzur veriyordu. Ben kedilerle büyüdüm. Hayatımın her evresinde bir kedi var oldu. Ta ki evlenene kadar..
Benim için kedisiz bir yaşam tahmin edemeyeceğim kadar zor ve garipti. Değişik bir duyguydu.
Sanki kedi bakmak herkesin yapması gereken rutin bir iş gibiydi. Eskiden mahalle arasında oturduğum için sanırım kedi konusunda şanslıydık. Yani, yavru bir kedi alıp büyütmek sonra onu kapının önünde beslemeye devam etmek olağan bir şeydi.
Eskiden kedilere bu kadar zarar da verilmezdi hem. Sokakta baktığımız kediler eve girer, evdekiler de dışarı çıkardı. Ama şuan oturduğum yerde kedi bulmak zor.
Bazen markete giderken ya da çocukları parka götürürken bir kedi görüyorum eve koşup su ve mama alana kadar kedi gitmiş oluyor.😅
Elimde su kabıyla çok kedi aramışımdır.
Kapının önüne koyduğumu da atıyorlar zaten.
İnsanlar tuhaf.
Birinden ya da biyerden kedi sahiplenmek değil de benim daha çok istediğim gerçekten yardıma muhtaç bir kedinin karşıma çıkması. Instagram'da kedi sahiplendirme sayfalarını takip ediyorum. Her gün onlarca annesiz kedi buluyorlar. Kimi çöpten kurtarıyor kimi çocukların elinden. Diyorum keşke benimde karşıma çıksa böyle bişey. O zaman ne evde ki kuşu düşünürüm ne de çocukların alerjisini. Ama yok işte, büyük kedi bile bulmak zorken nerde kaldı bebek kedi.
Eskiden bi tane Van kendimiz vardı  adı Pamuk. Klasik 😂
O zamanlar bahçeli bir evde oturuyorduk ve pamuk tam bir sokak kedisiydi. Biz kapıdan o bacadan. Bütün gece sokaklarda gezerdi. Sabah olunca camın önünde miyavlardı camı açtırana kadar 😅
Komşular kızardı 😏
(Aslında ön taraftan girmesi daha kolaydı ama o nedense arka taraftan gelirdi🤷🙄)

Bazen bir iki gün gelmezdi ve geldiğinde yara bere içinde olurdu. Ona ilaç sürme seansları benim için baya sancılı geçerdi. Çünkü her seferinde ondan sonra kendime de pansuman yapmam gerekirdi. 😅

Ama o çok mutluydu.
Hatta veterinerimiz de demişti 'van kedileri özgürlüğü seven kedilerdir evde durmayı pek sevmezler' diye.
Beni çok ısırırdı. Benimde hoşuma giderdi. Ama bir gün veterineri ısırdı tabi onun hoşuna gitmedi çünkü kolundan zor almışlar. O gün ben yoktum. Aşıya annem götürmüştü. Birden saldırıvermiş çocuk😌
Annem gülmekten anlatamamıştı. İki kolu ve iki bacağıyla adamın koluna yapışmış, baya da ısırmış🙈.
Adamcağız kolunu sallamış falan ama bir türlü bıraktıramamış. Sonra almışlar işte. Yarasına hemen pansuman yapmışlar. Çok gülmüştüm. 
Ama daha sonra kafes gibi bişeyle sıkıştırıp aşısını öyle yaptıklarını duyunca üzüldüm. 
Bidaha hep ben götürdüm aşıya. Çünkü benim yanımda daha sakin oluyordu ve  ben onun başını okşarken yapıyordu iğneyi.
Zordur kedi bakmak. Hele hasta olunca... Pamuk iki kez hastalandı ve ikisinde de klinikte yatması gerekti. Serum takılı o bitkin hali nasıl da canımı yakmıştı.

Ama şimdi bütün bunları bildiğim halde, o kedinin mırıltısını duyduktan sonra bütün zorluklar silinip gidiyor aklımdan.

Hani diyet yaparken tadını almayınca canınız çok fazla istemez de, bir lokma yiyeyim deyince önüne geçemezsiniz ya, işte bu da öyle bişey.
Belki zamanı vardır, belki bir gün asla arkamı dönemeyeceğim bir can çıkar karşıma ve ben hiç düşünmeden evimin kapılarını ardına kadar açarım ona.
Belki. Bir gün. Kim bilir.
;)
















29 Ağustos 2017 Salı

Ekmek Maceram

Bayram yaklaşıyor, herkes bir temizlik telaşında. Tabi bende öyle bir durum yok. Maalesef kendimi heder edercesine sağı solu kazımak suretiyle temizlik yapamıyorum.
Ama ekmek yaparım bak, o başka..
Son iki aydır zilyon tane ekmek yapma videoları izledim ve yazılar okudum.. Sonunda iki hafta önce kendi ekşi mayamı yapmaya başladım. 14 günlük besleme serüvenimden sonra ekşi mayam ekmek yapma kıvamına geldi. Ben bu aşamaları anlatmayacağım elbette siz en iyisi bu işte usta olan kişilerin sayfasına bakın. Ben Cafe Fernando nun ekşi maya tarifini uyguladım. Bakınız link ... Bu tarife ek olarak instagramda takip ettiğim Nejla hildebrand ve Bergüzar Erden den çokça yardım aldım.




Maya yapımı keyifliydi. Bir çocuk büyütür gibi her an gözüm üstündeydi. Gidip gelip sevdim, güzel şeyler söyledim. Hele hele kabarıp baloncuklar çıkarmaya başladığı gün sanırsınız ki Victor Hugo'nun külliyatını tamamladım. O kadar sevindim yani.. Belki o kadar değildir ama yine de sevindim. Sonra bende bi ne yapacağını bilememe hali baş gösterdi. Çünkü mayamın tutacağını düşünmüyordum ve karşımda ekmek yapmaya hazır bir maya görünce resmen dumura uğradım. Bir iki gün öylece beklettim mayayı. Bir sürü ekmek tarifi kaydetmiştim telefonuma ama o an hangisinden başlayacağımı bilemedim.

Beklerken mayamı çoğalttım. 😊

Ekmek yapımında un çok önemliymiş bu vesileyle bunu da öğrenmiş oldum. Tabi aradığım unu bulamadım. Organik un lazım.. Halk ekmekte var ama ben daha iyisini istedim. Yoktu.
İnternetten sipariş versem gelmesi uzun sürecek marketten ekmeklik çavdar unu alıp bismillah dedim.




Su oranı fazla geldi.. Maalesef.. Hamuru toparlamakta zorlandım. Bir yerde  okumuştum sonradan un eklemeyin diye, eklemedim bende. Olduğu kadar deyip bütün adımları tek tek uyguladım. Yaklaşık 6-7 saat dışarda bekledi (yarım saatte bir toplam 5 kez katlama yaptım) sonra dolaba koydum, 16 saat soğuk fermante oldu. Ertesi gün döküm tenceremi 230 derecede ayarladığım fırına koydum yarım saat ısındıktan sonra hamuru döküm tencereye aktarıp kapağını kapattım. 50 dakika kapağı kapalı üstü kızarana kadar da açık pişirdim. Sonuç eh işteydi. Dışı biraz sert oldu ve içi de nemli.. Az daha pişmeliymiş fakat çavdar ekmeğinin de içi nemli olurmuş, zor bir unmuş. Bilemedim. :)






Ben kendi ekmeğimin tarifini paylaşmayacağım çünkü çok güzel olmadı ama adımları ve aşağı yukarı malzemeleri aynı olan bir tarifi buraya bırakacağım. Fikir amaçlı olsun. Ekmek yapmayı düşünüyorsanız yapımı budur arkadaş..

Haydin afiyet olsun..

Dip not: ilk yaptığım ekmek canmış bunu anladım. Çünkü daha çavdar ekmeği bitmeden tam buğday ekmeği yaptım sonuç (bana göre) fiyasko. Dış kabuğu bu sefer iyi oldu ama içi biraz hamur kaldı ve çok fazla kabarmadı. Resmini şuraya iliştirip gideyim ben 💕